Okul Öncesinde Sosyal Beceri ve Arkadaşlık
Dört yaşındaki bir çocuk mutfak tezgâhının altına battaniye gerip "burası benim dükkânım" dediğinde bir sürü işi aynı anda yürütür. Mekânı planlar, bir rol üstlenir, kurallar koyar, kardeşiyle pazarlık eder. Günlük akışta bu dakikalar "oyun" diye geçer, çoğu evde de eğitimden arta kalan zaman sayılır. Oysa bu yaşta öğrenmenin büyük bölümü tam buradan geçer.
Bu yaşta öğrenme oyunun içinden geçer
Okul öncesi dönemde çocuk soyut anlatımla öğrenmez. Bilgiyi bedeniyle, nesnelerle ve başka çocuklarla kurduğu ilişki üzerinden içine alır. Kum havuzunda kovayı doldurup boşaltan çocuk hacimle uğraşır. Tahta blokları üst üste dizerken dengeyi ve ağırlık merkezini dener; kule devrildiğinde bir sonraki denemede neyi değiştireceğini düşünür. Market oynarken sıra almayı, beklemeyi ve karşısındakinin ne istediğini anlamayı çalışır.
MEB Okul Öncesi Eğitim Programı da bu mantık üzerine kurulu. Programda oyun bir öğretim yöntemi olarak tanımlanır ve günlük akışın merkezine yerleştirilir. Buna rağmen okul gezen velinin gözü çoğunlukla duvardaki çalışma sayfalarına, harf çalışmalarına ve boyama kâğıtlarına takılır. Oyun alanının gün içinde ne kadar kullanıldığı pek sorulmaz.
Serbest oyun ile yapılandırılmış etkinlik
Serbest oyunda neyi, kiminle, ne kadar oynayacağına çocuk karar verir. Yetişkin ortamı hazırlar, güvenliği sağlar, sonra geri çekilir. Yapılandırılmış etkinlikte hedefi, malzemeyi ve sırayı yetişkin belirler: bir ritim çalışması, bir deney ya da kuralı önceden söylenmiş bir grup oyunu.
İkisinin işi ayrı. Serbest oyun çocuğa kendi fikrini üretme ve kendini yönetme alanı açar; çıkan kavgayı da çoğu zaman kendileri çözmek zorunda kalır. Yapılandırılmış etkinlik ise dikkat süresini uzatmak, başlanan işi sonuna kadar götürmek ve grupla aynı anda hareket etmeyi öğrenmek için gerekir. Yalnızca serbest oyunla geçen bir gün bazı çocuklara yeterince yön vermez. Baştan sona yönlendirilen bir gün de çocuğun kendi başına fikir üretme kasını hiç çalıştırmaz.
Bu yaş grubu için dengeli bir düzen şuna benzer: günün büyük bölümü çocuğun kendi seçtiği oyuna ayrılır, aralara kısa ve odaklı yetişkin yönlendirmeli etkinlikler yerleşir.
Sembolik oyun ve temsil becerisi
Yaklaşık iki yaş civarında başlayıp okul öncesi dönemde zirveye çıkan sembolik oyun, bir nesneyi başka bir şeyin yerine koyma becerisidir. Çocuk tahta parçasını telefon, yastığı bebek, halıyı deniz yapar.
Bilişsel tarafta bu büyük bir adım. Bir şeyin başka bir şeyi temsil edebileceğini kavramak, harfin bir sesi, sayının bir niceliği temsil ettiğini kavramanın da zemini. Sembolik oyunu bol olan çocuk, okuma yazmaya geçişte kullanacağı temsil becerisini çoktan çalışmış olur.
Aynı oyunun duygusal bir işi daha var. Doktorculuk oynayan çocuk iğne korkusunu kendi kontrolünde yeniden kurar. Yeni kardeşi gelen çocuğun bebeğini azarlaması ya da aşırı sevmesi de aynı mekanizmadır. Bu oyunları bastırmak yerine seyretmek, çocuğun o dönemde neyle uğraştığını gösterir.
Yan yana oyundan birlikte oyuna
Paralel oyun
İki buçuk, üç yaşlarında çocuklar sıklıkla aynı odada, benzer malzemeyle, ama birbirinden bağımsız oynar. Aynı halının üzerinde iki çocuk, iki ayrı kule. Veliye bu tablo "çocuğum arkadaş edinemiyor" diye görünür. Bu yaş için beklenen durum ve sosyal gelişimin basamaklarından biridir.
İşbirlikçi oyun
Dört yaştan sonra oyun ortak bir amaç kazanmaya başlar. Roller dağıtılır, kurallar konuşulur, kurallar bozulur, tartışma çıkar. Tartışma da oyunun içeriğine dahil; çocuk orada kendi isteğini anlatmayı, karşısındakinin itirazını duymayı ve ortada buluşmayı dener.
Yetişkinin her anlaşmazlığa anında müdahale etmesi bu çalışmayı keser. Fiziksel bir risk ya da süregiden bir dışlama yoksa birkaç saniye beklemek çoğu zaman daha iyi sonuç verir. Kendi buldukları çözümü bir sonraki kavgada hatırlarlar.
Az oyuncak, daha çok oyun
Oyuncak sayısı arttıkça oyunun derinleşmediği, aksine parçalandığı sık gözlenir. Otuz oyuncağın arasında bulunan çocuk çoğu zaman hiçbirinde beş dakikadan fazla kalmaz: eline alır, bırakır, bir sonrakine geçer. Az sayıda ve çok amaçlı malzeme tersini yapar. Tahta bloklar, kumaş parçaları, kutular, ipler, kaplar. Bunların tek bir doğru kullanımı olmadığı için çocuk kullanımı kendisi icat etmek zorunda kalır.
Pratik bir yöntem var: oyuncakların bir bölümünü dolaba kaldırıp üç haftada bir değiştirmek. Yeniden ortaya çıkan oyuncak çocuğa yeni gibi gelir, ortadaki malzeme sayısı da yönetilebilir kalır.
Bazı çocuklar belirli bir oyuncakla, mesela arabalarla ya da hayvan figürleriyle uzun süreli ve gerçekten derin oyunlar kurar. O ilgi alanını beslemek gerekir. Dolaba kaldırılacak olanlar, çocuğun eline alıp hemen bıraktıkları.
Sıkılmanın işe yarayan tarafı
"Sıkıldım" cümlesi ebeveyn için çoğu zaman alarm sesi gibi çalar ve hemen bir öneriyle karşılanır. Sıkılma ise çocuğun kendi fikrini üretmek zorunda kaldığı andır. O boşluk her defasında doldurulduğunda fikir üretme işini sürekli olarak yetişkin devralır.
Çocuğun "ne yapsam" diye odada dolandığı on, on beş dakikaya izin vermek işe yarar. Ardından ortaya çıkan oyun genellikle sizin önerebileceğinizden daha yaratıcı olur.
Bunun sınırı da var. Uzun süreli, tekrarlayan ve huzursuzluğa dönüşen bir boşluk çocuğu yalnız bırakır. Küçük yaşlarda kimi çocuk oyuna başlamak için bir kıvılcıma ihtiyaç duyar: ortaya bir kutu koymak, bir cümleyle oyuna girip sonra çekilmek. O kıvılcımı vermek, oyunu baştan sona kurgulamakla aynı şey değil.
Evde ebeveyn oyuna nasıl katılır
En sık yapılan hata, yetişkinin oyunu yönetmeye başlaması. Çocuk kuleyi kuruyor, baba daha sağlam bir kule yapıyor. Çocuk hikâyeyi anlatıyor, anne hikâyeyi düzeltiyor. İyi niyetle yapılan bu müdahaleler oyunu bitirir.
Daha işe yarayan duruş, çocuğun kurduğu dünyaya konuk olmak. Rolü o dağıtsın, kuralı o söylesin. Yaptığı şeyi övmek yerine anlatmak daha çok kapı açar: "iki mavi bloğu en alta koydun" demek, "çok güzel olmuş" demekten fazla konuşma getirir.
- Günde yirmi dakika, telefon elde olmadan, tamamen çocuğun seçtiği oyun yeterli bir hedeftir.
- Soru yağmuru yerine yanında sessizce oynamak çocuğun dikkatini dağıtmaz.
- Her oyunun eğitici olması gerekmez.
- Oyunu siz bitirmeyin, bitişi haber verin: "beş dakika sonra toplamaya başlıyoruz".
Anaokulu programında oyun ne kadar yer kaplamalı
Bir kurumu gezerken günlük akışı sormak, panodaki etkinlik listesini okumaktan daha bilgilendirici. Çocuğun kendi seçtiği oyuna ne kadar zaman ayrıldığı, bahçeye her gün çıkılıp çıkılmadığı, hava kötü olduğunda ne yapıldığı, oyun alanlarının çocuğun kendi başına ulaşabileceği yükseklikte olup olmadığı somut sorular. Cevaplar çoğunlukla gezinin ilk on dakikasında belli olur.
36-66 ay grubunda çalışma sayfalarıyla geçen uzun oturumlar beklenen uygulama değil. Bu kâğıtlar fazlaca kullanılır, çünkü eve götürülebilen somut bir ürün sunar ve veliye "bir şey öğretiliyor" hissi verir. Oyunun böyle bir çıktısı olmadığı için çantadan hiçbir şey çıkmaz.
Buna karşı çıkan bir görüş de var ve dinlemeye değer: ilkokula geçişte kalem tutma, satır takip etme ve masada belirli bir süre oturma becerilerinin de hazırlanması gerektiği söylenir. Bu becerileri oyunun içinde çalışmak mümkün. Makasla kesilip boyanan bir kukla, kalem tutmayı boyama sayfasından daha iyi hazırlar.
Oyunu izlemeyi öğrenmek
Çocuğunuzun oyununu beş dakika müdahale etmeden seyretmek, onun hangi aşamada olduğunu gösterir. Tek başına mı oynuyor, yanında mı, birlikte mi? Bir oyunu baştan sona kuruyor mu, yoksa dağılıyor mu? Hangi temalar haftalardır tekrarlanıyor?
Bu gözlem kurumdan gelen raporlardan bağımsız bir bilgi verir ve okumak için özel bir eğitim gerekmez. İki hafta arayla aynı beş dakikayı izlemek, raporda görünmeyen bir değişimi de yakalayabilir.